Yeniden feodalleşme, belki de son on yılların tarihine derinden
damga vurmuş iki karşıt eğilimin bileşkesi olarak
değerlendirilebilir: Bir yanda, çağdaş düzenin yerleşik sınırlarının
ötesine geçen fazlasıyla radikal bir adımın kaçınılmaz olduğuna
dair giderek artan bilinç; diğer yanda ise, kurumsal düzenin olası
bir devrimci dönüşümünde kendi ayrıcalıklarının açıkça tehdit
altında olduğunu gören egemen güçlerin direnci.
Toplumsal eşitsizliğin kaynakları üzerine ...